Türkçe
1. isim, askerlik Savaşta ele geçen düşman; esir, esire.  2. sıfat Gitmesine, serbestçe hareketine engel olunan. 
Hayatı anlamazsan tutsak olduğunu bile bilemezsin, hakkını arayamazsın. |
| 3. isim, mecaz Bir şeye veya bir kimseye çok bağlı, kendisini bir şeyin etkisinden kurtaramayan kimse. 
Her insan kendi kuruluşuna uygun bir romantizmin tutsağı. |
| 3 kez sorgulandı Kaynak (02.02.2024-02.02.2024) tut- + -ak1
Türkçe tutmak sözcüğünden gelir.
|
kaynak
Türk Dil Kurumu, Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla 12 Temmuz 1932'de Atatürk'ün talimatıyla kurulmuştur. Cemiyetin kurucuları, hepsi de milletvekili ve dönemin tanınmış edebiyatçıları olan Sâmih Rif'at, Ruşen Eşref, Celâl Sahir ve Yakup Kadri'dir. Kurumun ilk başkanı Sâmih Rif'at'tır. Türk Dili Tetkik Cemiyetinin amacı, "Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek" olarak tespit edilmiştir. Atatürk'ün sağlığında, 1932, 1934 ve 1936 yıllarında yapılan üç kurultayda hem Kurumun yönetim organları seçilmiş, hem dil politikası belirlenmiş, hem de bilimsel bildiriler sunulup tartışılmıştır. 26 Eylül-5 Ekim 1932 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı'nda yapılan Birinci Türk Dili Kurultayı sonunda Kurumun "Lügat-Istılah, Gramer-Sentaks, Derleme, Lenguistik-Filoloji, Etimoloji, Yayın" adları ile altı kol hâlinde çalışmalarını sürdürmesi kabul edilmiştir. Sonraki kurultaylarda bu kollardan bazıları ayrılmış, bazıları tekrar birleştirilmiş; fakat ana çatı değiştirilmemiştir. 1934'te yapılan kurultayda Cemiyetin adı, Türk Dili Araştırma Kurumu; 1936'daki kurultayda ise Türk Dil Kurumu olmuştur
231112 kez sorgulandı
Bilgi Damlası Kaynaklar |
| Türkçe
1. Elde bulundurmak, ele almak. 
Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu. |
| 2. Ele geçirmek, yakalamak. 
Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı. |
| 3. Avlamak. 
Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz. |
| 4. Yanında bulundurmak, alıkoymak. 
Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım! |
| 5. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek. 
Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir. |
| 6. Kaplamak. 
Tabanı otuz, otuz beş metre kadar tutan bir eşkenar üçgen biçimindedir. |
| 7. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak. 
Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları. |
| 8. Denetimi ve yetkisi altına almak.  9. Desteklemek, birinden yana çıkmak.  10. Benimsemek, beğenmek. 
Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır. |
| 11. Gereğini yapmak, yerine getirmek. 
Verdiği sözü tutmuş, vaktinde gelmişti. |
| 12. Uygun gelmek, çelişmez olmak. 
Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu. |
| 13. Kapatmak, sarmak.  14. Hizmetine almak veya kiralamak. 
Burada bir kat tuttum. Yazı geçireceğim. |
| 15. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek. 
Yapıyı geniş tuttu. |
| 16. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak. 
Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak. |
| 17. Ulaşmak, varmak. 
Hayvanlar, Bağdat Caddesi'ni tutmuş, çalakamçı ilerliyor. |
| 18. Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak. 
Aldığım şeyler bin lira tuttu. |
| 19. halk ağzında Uğramak. 
Vapur İzmir'i tutmayacakmış. |
| 20. Herhangi bir durumda bulundurmak. 
Seksen bir yaşında da olsa çalışmak insanı zinde tutuyor. |
| 21. Varsaymak, farz etmek. 
Haydi tutalım babasının bir günahı vardı, çekti. |
| 22. Hedef olarak almak. 
Taşa tutmak. |
| 23. Alacağa veya vereceğe saymak. 
On bin lirayı borcunuza tuttum. |
| 24. Yaklaştırmak. 
Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar. |
| 25. Kullanmak. 
Yaşmak tutmak. Ustura tutmak. |
| 26. Bağlamak. 
Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım. |
| 27. Beklenen sonucu vermek. 
Toprağa atılan her tohum bir ümittir. Tohum ya tutar ya tutmaz. Ya yeşerir ya yeşermez. |
| 28. İş görebilmek. 
Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona. |
| 29. Sürmek, zaman almak. 
Bu iş iki saat tuttu. |
| 30. Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak. 
Boya tutmadı. Çivi iyi tuttu. |
| 31. Bir şeyi kullanması için uzatmak. 
Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar'ın kolları boynunda kalır. |
| 32. Sunmak. 
Konuklara şeker tutmak. |
| 33. İşgal etmek.  34. İzlemek. 
Tepeden inince Değirmendere'ye hâkim bir iz tutacaksınız. |
| 35. Bırakmamak. 
Baba sesini çıkarmadı hatta öksürüğünü bile galiba tuttu. |
| 36. Sarmak, bürümek. 
Hey başları duman tutmuş dağlar, hey! |
| 37. Asılmak, kuvvetlice sarılmak. 
Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş. |
| 38. Bir kimsenin yerini almak. 
Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam.| Yakup Kadri Karaosmanoğlu |
|
| 39. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek.  40. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak. 
Kapıyı açık tutmayın. |
| 41. Bir yerde kalmasını sağlamak.  42. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek. 
Eğer piyes tutar da alkışlanırsa bir yazara yakışacak bir kıyafet giymeliydim. |
| 43. Biriktirmek, tasarruf etmek. 
Sen metelik tutuyorsun gibi geliyor bana. Ay başına kadar bana ödünç versene. |
| 44. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj.  45. Başlamak. 
Kadınların başında gördüğünüz bürümcükten, iç çamaşırlarından tutunuz da entarilik kaba pamuklulara kadar hepsi Osmanlı malı idi. |
| 46. Bir şey düşünmek. 
Herkes aklından bir sayı tutsun. |
| 47. spor Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak. 
13 kez sorgulandı Kaynak (05.03.2021-05.03.2021)
|
| isimden isim yapma eki Türkçe
İsimden isim yapma eki -ak -ek olmak üzere iki şekli vardır
Fonksiyonu itibarıyla çeşitlilik gösterir, -Benzerlik ifade eder. Sol --> solak. -Küçültme ifade eder. Çan --> çanak.
2699 kez sorgulandı Kaynak (26.02.2009-02.06.2021)
-ak -ek1
| Aynı son ekten türeyenler | |
| |