Türkçe
1. Çevresini çevirmek, çepeçevre dolanmak.  2. Kuşatmak. 
Gece, ahenk içinde divanımı Şenlendirse pırıl pırıl rakkaseler Gece, gece, her yanımı Sarsa güller, laleler, menekşeler |
| 3. Dolayında yer almak.  4. Kaplamak. 
Kültür düşüklüğündeki çöküş, yaygın bir hastalık gibi sarar toplumu. |
| 5. Bir şeyi üzerine başka bir şey koyarak kaplamak. 
Ah işte tövbe ettik bütün suçlarımızdan Bir gaflet perdesiydi gözlerimizi saran |
| 6. Kucaklamak.  7. Yumak yapmak. 
İpliği sarmak. |
| 8. Şerit, ip vb.ni başka bir şeyin üzerine dolamak.  9. Kâğıt veya bir bitki yaprağıyla dürmek. 
Dolma sarıyorum diye yaprağı parmağıma doladım. |
| 10. Sarılıp tırmanmak. 
Asma çardağı sardı. |
| 11. Bir şeyi başka bir şeyin içine koyup onunla kaplamak. 
Kitabı kâğıda sarmak. |
| 12. Taşıt tırmanmak, yükseğe doğru çıkmak.  13. Saldırmak, hücum etmek. 
Faik Efendi biliyordu ki saracaklar hem de fena saracaklar. |
| 14. Bir görev veya işin yerine getirilmesini başkasına yüklemek.  15. mecaz Sözle saldırmak; tedirgin etmek. 
Evdekilerin hepsi bana sarıyor. |
| 16. mecaz Hoşuna gitmek, zevkini okşamak. 
Bu canlılık, insanı on yıl önce görmüş olduğum muhteşem yazdan daha başka türlü sarıyordu. |
| 95 kez sorgulandı Kaynak (08.05.2024-08.05.2024) |