Türkçe
1. Elinde bulundurmak, tutmak. 
Sarayın sükûnu bir kederli muammayı saklar gibi ağırdı. |
| 2. Kaybolmaması, görünmemesi için gizli bir yere koymak, kaldırmak; hıfzetmek. 
Paralarını kasada saklıyor. |
| 3. Görünmesine engel olmak, ortalıkta bulundurmamak.  4. Bozulmadan doğal durumları ile durmasını sağlamak; muhafaza etmek. 
Eti buzdolabında saklamak. Peyniri tuzlu suda saklamak. |
| 5. Gizli tutmak, duyurmamak. 
Batı, o büyük kaynaktan sık sık faydalanır ama iktibaslarını titizce saklar. |
| 6. Birine vermek için ayırmak. 
Bu kitabı size sakladım. |
| 7. mecaz Korumak, esirgemek. 
Allah saklasın. |
| 1 kez sorgulandı Kaynak (02.10.2025-02.10.2025) sak + -la- + -mak
Türkiye Türkçe'sinde kullanılmayan EskiTürkçe sak sözcüğünden gelir.
|
Türkçe
1. Elde bulundurmak, ele almak. 
Kucağında kundaklı bir çocuk tutuyordu. |
| 2. Ele geçirmek, yakalamak. 
Evvela bu terbiyesiz köpeği tuttu, bağladı. |
| 3. Avlamak. 
Dalyan işletiyorum, tuttuğumuz balığı tekrar denize döküyoruz. |
| 4. Yanında bulundurmak, alıkoymak. 
Siz gelinceye kadar çocuğu ben tutarım! |
| 5. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek. 
Vahşidir, hiçbir zaman onu kafeste tutmak mümkün değildir. |
| 6. Kaplamak. 
Tabanı otuz, otuz beş metre kadar tutan bir eşkenar üçgen biçimindedir. |
| 7. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak. 
Şu yağan kar bir tutsun, seyreyle sen ertesi gün çocukları. |
| 8. Denetimi ve yetkisi altına almak.  9. Desteklemek, birinden yana çıkmak.  10. Benimsemek, beğenmek. 
Ama öylelerini de çevresinde kimse sevmemiş, tutmamıştır. |
| 11. Gereğini yapmak, yerine getirmek. 
Verdiği sözü tutmuş, vaktinde gelmişti. |
| 12. Uygun gelmek, çelişmez olmak. 
Bir talih eseri olarak ondan gelen cevap benim kendi bulduklarımı tuttu. |
| 13. Kapatmak, sarmak.  14. Hizmetine almak veya kiralamak. 
Burada bir kat tuttum. Yazı geçireceğim. |
| 15. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek. 
Yapıyı geniş tuttu. |
| 16. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak. 
Avradın ilenci tutarsa senin iki gözün kör olacak. |
| 17. Ulaşmak, varmak. 
Hayvanlar, Bağdat Caddesi'ni tutmuş, çalakamçı ilerliyor. |
| 18. Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak. 
Aldığım şeyler bin lira tuttu. |
| 19. halk ağzında Uğramak. 
Vapur İzmir'i tutmayacakmış. |
| 20. Herhangi bir durumda bulundurmak. 
Seksen bir yaşında da olsa çalışmak insanı zinde tutuyor. |
| 21. Varsaymak, farz etmek. 
Haydi tutalım babasının bir günahı vardı, çekti. |
| 22. Hedef olarak almak. 
Taşa tutmak. |
| 23. Alacağa veya vereceğe saymak. 
On bin lirayı borcunuza tuttum. |
| 24. Yaklaştırmak. 
Biraz toz olsa mendilini burnuna tutar. |
| 25. Kullanmak. 
Yaşmak tutmak. Ustura tutmak. |
| 26. Bağlamak. 
Sütler kaymak tutar tutmaz ordayım. |
| 27. Beklenen sonucu vermek. 
Toprağa atılan her tohum bir ümittir. Tohum ya tutar ya tutmaz. Ya yeşerir ya yeşermez. |
| 28. İş görebilmek. 
Eli ayağı tutsun, açlıktan ölmesin, yeterdi ona. |
| 29. Sürmek, zaman almak. 
Bu iş iki saat tuttu. |
| 30. Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak. 
Boya tutmadı. Çivi iyi tuttu. |
| 31. Bir şeyi kullanması için uzatmak. 
Kucaklaşma sahanlıkta başlar ve ayakkabılarını çıkarıp karısının tuttuğu terliklerini giyene kadar Serdar'ın kolları boynunda kalır. |
| 32. Sunmak. 
Konuklara şeker tutmak. |
| 33. İşgal etmek.  34. İzlemek. 
Tepeden inince Değirmendere'ye hâkim bir iz tutacaksınız. |
| 35. Bırakmamak. 
Baba sesini çıkarmadı hatta öksürüğünü bile galiba tuttu. |
| 36. Sarmak, bürümek. 
Hey başları duman tutmuş dağlar, hey! |
| 37. Asılmak, kuvvetlice sarılmak. 
Üç kişi tutarlarmış da onu pencerenin önünden çekemezlermiş. |
| 38. Bir kimsenin yerini almak. 
Bak azizim, dedim, ben senin yerini tutamam.| Yakup Kadri Karaosmanoğlu |
|
| 39. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek.  40. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak. 
Kapıyı açık tutmayın. |
| 41. Bir yerde kalmasını sağlamak.  42. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek. 
Eğer piyes tutar da alkışlanırsa bir yazara yakışacak bir kıyafet giymeliydim. |
| 43. Biriktirmek, tasarruf etmek. 
Sen metelik tutuyorsun gibi geliyor bana. Ay başına kadar bana ödünç versene. |
| 44. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj.  45. Başlamak. 
Kadınların başında gördüğünüz bürümcükten, iç çamaşırlarından tutunuz da entarilik kaba pamuklulara kadar hepsi Osmanlı malı idi. |
| 46. Bir şey düşünmek. 
Herkes aklından bir sayı tutsun. |
| 47. spor Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak. 
13 kez sorgulandı Kaynak (05.03.2021-05.03.2021)
|
| Türkçe
1. Bulunduğu yerden almak. 
Az sonra yatakları, yorganları kaldırıp duvar kenarına yığar. |
| 2. Yukarı doğru hareket ettirmek. 
Gözlerini yüzüme kaldırdı. İkimiz de mavi mavi baktık. |
| 3. Yükseltmek. 
Duvarı bir metre daha kaldırmalı. |
| 4. Ürün toplamak, taşımak.  5. Çekmek, taşımak. 
Bu araba bu yükü kaldırmaz. |
| 6. Bir kuruluşun çalışmasına son vermek.  7. Hastayı hastaneye götürmek. 
Yarasının dikişleri koptu dün öğleden sonra, Fransız Hastanesine kaldırdılar. |
| 8. Tören yaparak ölüyü gömmek.  9. Toplamak. 
Anası, kardeşi ile hep beraber sofrayı kaldırdılar. |
| 10. Alıp başka yere götürmek. 
Kitapları kaldırmış, bulamıyorum. |
| 11. Uyandırmak. 
Bir gece yanında mihman olduğum Sabah oldu deyi kaldırdın beni |
| 12. Piyasadan çekmek. 
İstifçilerin piyasadan kaldırdığı mallar. |
| 13. Elin ulaşamayacağı yere koymak; saklamak. 
Vazoyu ortadan kaldıralım, çocuğun eline geçmesin. |
| 14. Kaçırmak.  15. İyi etmek, birini iyileştirmek. 
Bu ilaç onu yataktan kaldırdı. |
| 16. Bir şeyden çokça satın almak.  17. Bir yere tayin etmek. 
Günün birinde bu müdürü başka, daha önemli bir yere kaldırdılar, buraya da bir başka müdür getirdiler. |
| 18. Yok etmek, ortadan silmek. 
Yeryüzünden hayali kaldırın, dünya bir taş ve toprak yığınından ibaret kalır. |
| 19. Oturur veya yatar durumdan çıkararak ayakları üzerinde doğrultmak. 
Kızı ayağa kaldırdı. |
| 20. Bulunduğu yerden almak, alıp başka yere götürmek. 
Az sonra yatakları, yorganları kaldı-rıp duvar kenarına yığar. |
| 21. Bir işi yapması için harekete geçirmek. 
Beni de Yahudi kızını da zorla çekip oyuna kaldırdı. |
| 22. mecaz Uygun gelmek. 
Bu kumaş fazla süs kaldırmaz. |
| 23. argo Bir şeyi çalmak, aşırmak. 
9 kez sorgulandı Kaynak (07.05.2024-07.05.2024)
|
| Türkçe
1. Bir kimseyi veya bir şeyi dış etkilerden, tehlikeden, zor bir durumdan uzak tutmak, esirgemek, muhafaza etmek, vikaye etmek, sıyanet etmek. 
Orasını tozdan, yağmurdan korumak borcumuzdur. |
| 2. Güçlü bir kimse veya kuruluş, güçsüz birini veya bir şeyi desteklemek, himaye etmek. 
Beni kendi kardeşi gibi sever, babasının hışmından korurdu. |
| 3. Tehlikeye karşı denetimi altında bulundurmak, savunmak, müdafaa etmek. 
Yurdu korumak. |
| 4. Tehlikeli, zararlı durumları önlemek. 
İlaçla meyveleri korudu. |
| 5. mecaz Bir şeyin eskimesini, yıpranmasını önlemek için gereken dikkat ve özeni göstermek. 
Üstünü başını biraz korusaydın bu kadar kirlenmezdi. |
| 6. mecaz Süregelen bir durumun değişikliğe uğramasını önlemek. 
Geleneklerini koruyorlar. |
| 7. mecaz Karşılamak, denk gelmek. 
Bu işin geliri masrafını korumaz. |
| 16 kez sorgulandı Kaynak (10.04.2021-10.04.2021)
|
| kaynak
Türk Dil Kurumu, Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla 12 Temmuz 1932'de Atatürk'ün talimatıyla kurulmuştur. Cemiyetin kurucuları, hepsi de milletvekili ve dönemin tanınmış edebiyatçıları olan Sâmih Rif'at, Ruşen Eşref, Celâl Sahir ve Yakup Kadri'dir. Kurumun ilk başkanı Sâmih Rif'at'tır. Türk Dili Tetkik Cemiyetinin amacı, "Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek" olarak tespit edilmiştir. Atatürk'ün sağlığında, 1932, 1934 ve 1936 yıllarında yapılan üç kurultayda hem Kurumun yönetim organları seçilmiş, hem dil politikası belirlenmiş, hem de bilimsel bildiriler sunulup tartışılmıştır. 26 Eylül-5 Ekim 1932 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı'nda yapılan Birinci Türk Dili Kurultayı sonunda Kurumun "Lügat-Istılah, Gramer-Sentaks, Derleme, Lenguistik-Filoloji, Etimoloji, Yayın" adları ile altı kol hâlinde çalışmalarını sürdürmesi kabul edilmiştir. Sonraki kurultaylarda bu kollardan bazıları ayrılmış, bazıları tekrar birleştirilmiş; fakat ana çatı değiştirilmemiştir. 1934'te yapılan kurultayda Cemiyetin adı, Türk Dili Araştırma Kurumu; 1936'daki kurultayda ise Türk Dil Kurumu olmuştur
231101 kez sorgulandı
Bilgi Damlası Kaynaklar |
| isimden fiil yapma eki Türkçe
İsimden fiil yapma eki -la- -le- olmak üzere iki şekli vardır
-Genel olarak yapma veya olma ifade eden fiiller yapar. Baş --> başlamak. -Türkçe'ye yabancı dillerden geçmiş sözcüklerden fiiller yapar. Sabah --> sabahlamak. -Ses taklidi sözcüklerden fiiller yapar. Çat --> çatlamak. -Mecaz anlamlı fiiller yapar. İp --> iplemek. -Sıfatlardan da fiiller yapar. Ağır --> ağırlamak.
1040 kez sorgulandı Kaynak (13.05.2012-07.03.2021)
-la- -le-
| Aynı son ekten türeyenler | |
| fiilden isim yapma eki Türkçe
Fiilden isim yapma eki -mak -mek olmak üzere iki şekli vardır
-Genel fonksiyonu itibarıyla fiillerin hareket isimlerini yapar. Bil --> bilmek. -Kalıplaşma sonucu somut isimler yapar. Çak --> çakmak.
14082 kez sorgulandı Kaynak (13.03.2009-03.03.2021)
-mak -mek
| Aynı son ekten türeyenler | |
| Türkçe
1. isim Oyunculardan birinin ebe olması ve saklanan arkadaşlarını bulması temeline dayanan bir çocuk oyunu. 
Güneş ise afacan bir çocuk gibi bulutlarla saklambaç oynuyor, bir kaybolup bir gözüküyordu. |
| 137 kez sorgulandı Kaynak (02.10.2025-02.10.2025) |
| |