1. -den İnce aralıklardan veya gözeneklerden az miktarda ve belli olmadan yavaş yavaş akmak, çıkmak.
Cam kenarlarından sızacak esintiyle hasta olacağından korkar.
Salâh Birsel
2. nesnesiz Gizli tutulan haber, sır vb. şeyler duyulmak, yayılmak. 3. -e Herhangi bir topluluğu, bir örgütü yolundan saptırmak için gizlice arasına girmek. 4. -e Gizlice, haber vermeden gitmek, sıvışmak.
Bekir kaşla göz arasında dışarıya sızdı.
Attila İlhan
5. -den İçki, yorgunluk vb. sebeplerle kendinden geçerek uyuyakalmak.
İlacı konyağa döktüm. İki saat sonra Süleyman sızdı.
Aka Gündüz
6. -den, askerlik Düşman mevzileri arasına gizlice girmek ve ilerlemek.
Dağlık bir hudut bölgesinde çıkan ve karşı topraktan sızan yabancı çetelerin yardımıyla günden güne ciddi bir hâl alan alçak bir isyanın bastırılmasıydı.