Türkçe
1. İki veya ikiden çok şey bir araya gelip birbirinin içinde dağılmak, birbirinin içine girmek. 
Araba sallana sallana içim bağrım birbirine karıştı. |
| 2. Düzensiz, dağınık olmak. 
Yanıma her tarafı titreyerek sapsarı, sakal bıyığa karışmış bir hâlde geldi. |
| 3. Duruluğunu yitirmek; bulanmak. 
Hava birden karıştı. Zihnim karıştı. |
| 4. Açıklığını yitirmek, anlaşılması güçleşmek. 
Kaymakam işin karıştığını anlayarak... |
| 5. Müdahale etmek. 
Sokakta herkes kadın kıyafetine karışmak hakkını kendinde görürdü. |
| 6. Engellemek, araya girmek.  7. Bir araya gelmek, katılmak. 
Bingazi'deki muharebeye karışmak için beraber yola çıktığım arkadaş Kahire'de hastalanmıştı. |
| 8. İlgilenmek, el atmak. 
Ben, dedim, başkalarının soyadlarına nasıl karışabilirim? |
| 9. Yetkisinde bulunmak, bakmak, iş edinmek, işi olmak. 
Bu işe belediye karışır. |
| 10. Karılmak. 
136 kez sorgulandı Kaynak (24.04.2024-24.04.2024) |