Türkçe
1. Bir yere doğru yönelmek.  2. Bir yerden veya bir işten ayrılmak.  3. Çıkmak, ulaşmak. 
Bu yol nereye gider? |
| 4. Belli bir amaçla bir yere devam etmek veya bir işle uğraşmak. 
Her gün çalışmaya gidiyor. |
| 5. Sürmek, devam etmek. 
Ama böyle giderse Allah hemen sonunu hayırlara tebdil etsin. |
| 6. Yakışmak, yaraşmak. 
Bu renk ona gitmedi. |
| 7. Tüketilmek, harcanmak. 
Eline geçen paranın çoğu da İstanbul'da çoluğa çocuğa gidiyor. |
| 8. Götürülmek, gönderilmek. 
Haber daha yeni gitti. |
| 9. Yeter olmak, yetmek, yetişmek. 
İki ton kömür üç ay gider. |
| 10. Yürümek, yol almak. 
Bu at iyi gider. |
| 11. Dayanmak. 
Bu giysi iki yıl gider. |
| 12. Geçmek. 
Yaz gitti, kış geldi. |
| 13. Herhangi bir durumda olmak. 
Yolculuk iyi gidiyor. Bakalım bu iş nasıl gidecek? |
| 14. Yok olmak, elden çıkmak. 
Gemiler ve saray hepsi gitti. |
| 15. Ölmek. 
Ben giderim adım kalır Dostlar beni hatırlasın |
| 16. Başvurmak, yapmak. 
Mahkemeye gitmek. |
| 17. Bir şey zarar görmüş olmak. 
Duvarın boyası gitmiş. |
| 18. Makine, işlemek, çalışmak. 
Bu saat iyi gidiyor. |
| 19. Satılmak. 
Altın kaçtan gidiyor? |
| 20. Yapmak. 
Para ayarlamasına gitmek. |
| 21. mecaz Bir duruma, bir sonuca ulaşmak, varmak. 
Bu işin sonu nereye gider. |
| 22. yardımcı fiil Değerlendirmek, saymak, karşılamak. 
Bu iş hoşuma gitmedi, tuhafıma gitti. |
| 44 kez sorgulandı Kaynak (17.01.2021-31.01.2021) git- + -mek
Türkçe git- fiil kökünden gelir.
|
Türkçe
1. İçeriden dışarıya varmak, gitmek. 
Ortalık ağarırken bir arkadaşımla yorgun adımlarla konaktan çıktık. |
| 2. Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek. 
Bu mülakatımızdan esaslı bir netice çıkmadı. |
| 3. Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak. 
Çiçeği burnunda subay çıkar çıkmaz, ben size bir emir eri bulurum. |
| 4. Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek. 
Yeni evimizden çıkıp eski evimize taşındık. |
| 5. Süresi dolduğunda ayrılmak. 
Daireden çıkmak. Hastaneden çıkmak. Cezaevinden çıkmak. |
| 6. Yapılmak, yürümek. 
Bu dairede işler kolay çıkmaz. |
| 7. Yetişecek ölçüde olmak. 
Bu kumaştan bir palto çıkar mı? |
| 8. Eksilmek. 
Dörtten iki çıkarsa iki kalır. |
| 9. Meydana gelmek. 
Uygunsuz dediğim vakalardan biri bir salon oyunu yüzünden çıkmıştır. |
| 10. Sıyrılmak, ayrılmak. 
Bebeğin patiği çıktı. |
| 11. Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak. 
Borçlu çıkmak. Kârlı çıkmak. Alacaklı çıkmak. |
| 12. Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek. 
Çok sonra öğrenecek bunu. Çok sonra, çocukluktan çıkıp kocaman adam olduktan sonra. |
| 13. Bir şeyin yukarısına doğru yürümek. 
Uzun, dik merdivenli bir yokuşu çıktık. |
| 14. Bir inceleme, bir araştırma sonucu bulmak. 
Sularda bakteri çıktı. |
| 15. Yetkili birinin makamına iş için gitmek. 
Başkana çıkmak. |
| 16. Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak. 
Arkadaşa piyango çıkmış. Bize yine gezi çıktı. Bu işten size de bir şey çıkar. |
| 17. Bir konu yetkililerce karara bağlanmak.  18. Mal olmak. 
Bu ev dört milyara çıktı. |
| 19. Oyunda herhangi bir rolü oynamak. 
Arsız ve aptal mahalle çocuğu rolüne çıkmıştı. |
| 20. Bir yere ulaşmak, varmak. 
Karşı kaldırıma geçtiler, sağa sola saptılar, demir yoluna çıktılar. |
| 21. Karaya ayak basmak. 
1919 senesi Mayıs'ının on dokuzuncu günü Samsun'a çıktım. |
| 22. Yayılmak, duyulmak. 
Başından beri gazetelerde enstitü hakkında havadisler çıkıyordu. |
| 23. Olmak, bulunmak, var olmak. 
Bayramın son günü her iki kadının da işleri çıkmıştı. |
| 24. Bir iddia ile ortalıkta görünmek. 
Sen onun karşısına çapkın bir adam gibi çıktın. |
| 25. Yayılmak. 
Lağımdan pis kokular çıkıyor. |
| 26. Karşı gelebilmek, boy ölçüşmek. 
Güreşte ona çıkacak kimse yok. |
| 27. Bulaşmak. 
Kravatın boyası gömleğe çıktı. |
| 28. Binaya kat eklemek. 
Evin ikinci katını çıkmadan havalar bozuldu. |
| 29. Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak. 
Bu kahveden sıkıldın, ötekine çıkarsın, anladın mı? |
| 30. Niteliği sonradan anlaşılmak. 
Eyvah, bu da ötekiler gibi soysuz çıktı. |
| 31. Belirmek, tanınmak. 
Bir ilçe belediye başkanı hepsinden açıkgöz çıktı. |
| 32. Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak. 
Akıllı çıktı da arkadaşına uymadı. |
| 33. Yerinden oynamak. 
Fukaranın hem sağ bileği çıkmış hem davulu patlamıştı. |
| 34. Görünür veya belli bir durumda bulunmak. 
Tencerenin bakırı çıktı. Zayıflıktan kemikleri çıkmış. |
| 35. Oluşmak, olmak. 
Fırtına çıkmak. Soğuk çıkmak. |
| 36. Piyasaya sürülmek.  37. Bitmek1, büyümek, sürmek. 
Ekinler çıkmaya başladı. Bıyığı çıktı. |
| 38. Verilmek. 
Maaş çıkmak. Emir çıkmak. |
| 39. Ay veya mevsim geçmek. 
Mart çıktı. Kış çıktı. |
| 40. Yeni yetişip satışa sunulmak. 
Erik çıkmış. Çilek daha çıkmadı. |
| 41. Yükselmek, artmak. 
Fiyatlar çıktı. |
| 42. Artırmak, fiyatı yükseltmek.  43. Sesini yükseltmek.  44. Büyük abdest bozmak.  45. Giderilmek, yok olmak. 
Leke çıktı. |
| 46. Unutmak. 
O söz benim hatırımdan çıkmadı. |
| 47. Ay, Güneş görünmek. "Güneş seni ısıtmak için çıkıyordu." - Yakup Kadri Karaosmanoğlu 
Hava açılmış, ay çıkmıştı. |
| 48. Yayımlanmak. 
Yeni çıkmış Fransızca bir iki kitap bulunurdu. |
| 49. Gelmek. 
Çok geçmeden haber çıkacağını kadınlık insiyakıyla derhâl sezmişti. |
| 50. Gerçekleşmek. 
İnsanın her gördüğü rüya çıkmaz ya! |
| 51. Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak. 
Arabanın direksiyonu çıkmak. |
| 52. Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek. 
Ev, ev olmaktan çıktı. |
| 53. Flört etmek. 
Sevim, senden başka bir kızla çıkmadım. |
| 54. Erişmek, görmek. 
Aklı başında ama sabaha çıkamayacağına kalıbımı basarım. |
| 55. mecaz Harcamak zorunda kalmak. 
Paradan çıkmak. Bin liradan çıktım. |
| 56. argo Vermeye katlanmak. 
Çık bakalım paraları! |
| 14 kez sorgulandı Kaynak (04.04.2021-04.04.2021)
|
| Türkçe
1. Belli bir yere varmak, erişmek, gitmek. 
Doğudan batıya kadar ulaşmış bir zafer bestesi dinliyorum. |
| 2. Hedeflenen bir şeyi elde etmek, kavuşmak, erişmek. 
İhlasla, samimiyetle, muhabbetle kalbi bağlantısını sürdüren insan, muhakkak hedefe ulaşır. |
| 3. Belli bir noktaya ermek, uzanmak, yetişmek. 
Elim lambaya ulaşıyor. |
| 4. Birbirine katılmak, dökülmek. 
Yeraltı dünyasına inen şaman, doğruca varıp üzerinde kıldan ince köprüsü olan bir denize ulaşır. |
| 67 kez sorgulandı Kaynak (22.04.2024-22.04.2024) |
| Türkçe
1. Bir gereksinimi karşılayacak, giderecek nicelikte olmak.  2. Yeterli sebep olmak. 
Bir sigara bir ormanı yakmaya yeter. |
| 3. Kötü bir davranış, durum, tutum yeterli olmak, kâfi gelmek. 
Bu zulüm artık yeter! |
| 4. mecaz Başkasına gereksinim duymamak, kendine yeter olmak. 
Kendiyle dolu, kendine yeten, olgun ve aydın bir insanın değil bir günü, bazen bir saati bile yüz binlerce lira değerinde olabilir. |
| 5. halk ağzında Bir yaşa erişmek, ulaşmak. 
At dört, kız on beşe yettiği zaman Severim kır atı bir de güzeli |
| 6. halk ağzında Olgunlaşmak. 
22 kez sorgulandı Kaynak (10.03.2021-10.03.2021)
|
| Türkçe
1. Bir yere yaslanmak, kendini dayamak. 
Odalardan birinde köşeye dayanmış bir adam, sanki sızmış gibi görünüyor. |
| 2. Bir şeyin üzerinde kurulmuş olmak. 
Karşılıklı bilmece sormaya dayanan seyirlik oyunlar da vardır. |
| 3. mecaz Zarar görmemek, varlığını korumak, hasar görmemek. 
Bu gemi fırtınaya iyi dayanır. |
| 4. mecaz Varmak, ulaşmak. 
Bu haber ortalığa yayılır yayılmaz banknotlarını kapan bankaya dayanıyor. |
| 5. mecaz Bütün gücünü kullanarak bir işi yapmak. 
İki genç, kırarcasına küreklere dayandılar. |
| 6. mecaz Bir iş sonunda birinin veya bir şeyin üzerinde kalmak. 
Bu proje sonunda bize dayanacak. |
| 7. mecaz Birinden, bir şeyden güç almak, güvenmek, istinat etmek. 
Laikliği korumak için kanun kuvvetine mi, eğitim ve telkin kuvvetine mi dayanmalıyız? |
| 8. mecaz Uzun süre kullanılmaya uygun olmak. 
Bu kumaş çok dayandı. |
| 9. mecaz Tutunmak, karşı durmak, karşı koymak, mukavemet etmek. 
Merkezde Akhisar'ın, Bergama'nın da henüz dayandığını öğrendiler. |
| 10. Yetişmek, yeter olmak.  11. mecaz Güç bir duruma katlanmak, çekmek, sabretmek, tahammül etmek. 
Kazılmış mezarın önüne geldiklerinde daha fazla dayanamayıp oracığa çöktü. |
| 41 kez sorgulandı Kaynak (04.03.2021-01.11.2022)
|
| Türkçe
1. Bir yerden başka bir yere gitmek. 
Elindeki kitabı bırakıp bulundukları odaya geçtim. |
| 2. Bir yandan girip diğer yandan çıkmak. 
İplik iğne deliğinden zor geçti. |
| 3. Yol, araç veya akarsu bir yerin yakınından veya içinden gitmek. 
Eve giderken sizin sokaktan geçeriz. |
| 4. Bir duruma uğramak, konu olmak. 
Dayaktan geçmek. Muayeneden geçmek. |
| 5. Bırakmak, vazgeçmek. 
Bana yârden geç derler Seven yârden geçilir mi? |
| 6. Yaşamak.  7. Bir şeyi bundan böyle yapma durumunda olmamak. 
Hakkın var. Ne çare ki bizden geçti diye söyleniyor. |
| 8. Olmak, vuku bulmak, cereyan etmek. 
Bu odanın içinde geçen aşk anları artık çok uzaklardaydı. |
| 9. Hastalık bulaşmak, sirayet etmek. 
Hastalık bana ondan geçti. |
| 10. Herhangi bir durum, soya çekim yoluyla birinde görünmek. 
Bu titizlik ona babasından geçmiş. |
| 11. Bulunduğu yeri veya konumu değiştirmek.  12. Bir yeri aşmak, öbür yana ulaşmak. 
İstanbul'a geçecek değil, parmağımı kımıldatacak takatim yok. |
| 13. Yerini bırakıp başka yer almak.  14. Bir konu üzerinde veya bir yerde çalışmış olmak. 
Şimdiki tuluat artistlerinin çoğu oradan geçtiler. |
| 15. Etki yapmak, işlemek. 
Soğuk, ciğerime geçti. Başına güneş geçmiş. |
| 16. Görev almak. 
İktidara geçmek. |
| 17. Kalmak, devrolmak. 
Paralar suyunu çekti. Fabrika da olduğu gibi Nihat'a geçti. |
| 18. Geride bırakmak, aşmak. 
Bizim yelkenli vapuru geçecek. Ordu sınırı geçti. Çocuğun boyu babasını geçti. |
| 19. Tükenmek, bitmek, sona ermek. 
Yavaş yavaş bu hırs geçer. |
| 20. Üstünlük sağlamak.  21. Söylemeden veya bitirmeden atlamak. 
O meseleyi geçelim. O bahsi geç! |
| 22. Zamanı aşmak, geride bırakmak. 
Şehzadebaşı'na geldikleri zaman saat onu geçiyordu. |
| 23. Harcamak. 
Bütün günüm seni takip etmekle geçti.| Yakup Kadri Karaosmanoğlu |
|
| 24. Bir müzik parçasını meşk ederek öğrenmek, çalmak veya söylemek.  25. Birinden meşk etmek. 
Bu şarkıyı kimden geçtiniz. |
| 26. Haberi bir iletişim aracı ile bildirmek. 
Ankara haberlerini gazetesine geçiyormuş. |
| 27. Sönmek. 
Ocak sönmüş, koru bile geçmişti. |
| 28. Yazılmak, girmek. 
Tarihe geçmek. Kitaba geçmek. |
| 29. Sürümü olmak, satılmak.  30. Konuşmada sözü geçmek veya basında yer almak. 
Kısa süren bir hastalıktan sonra göçüp gideceğini hissetmiş hatta ölümünün gazetelere bile geçmemesini istemişti. |
| 31. Kullanımda olmak, tedavülde olmak. 
Bu para artık geçmiyor. |
| 32. Kabul edilemez olmak. 
Senin paran burada geçmez. |
| 33. Okulda, sınavda başarı göstermek. 
Çocuk bu yıl geçti. |
| 34. Bir yere gidip oturmak.  35. Çok bekletilmekten çürümeye yüz tutmak. 
Bu karpuz geçmiş. |
| 36. Sıyrılmak, kurtulmak, işin içinden çıkmak. 
Görmedim, dedi, geçti. |
| 37. argo, yardımcı fiil Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar. 
lska geçmek. Diskur geçmek. |
| 38. halk ağzında Çekiştirmek, yermek. 
Beni sana geçmişler Vallahi ben demedim |
| 90 kez sorgulandı Kaynak (04.04.2021-04.04.2021)
|
| Türkçe
1. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. 
Her görevi ayrım gözetmeden aynı titizlikle yapmak başarının sırrıdır. |
| 2. Olmasına yol açmak. 
Durgun sular sıtma yapar. |
| 3. Yol almak.  4. Onarmak, tamir etmek. 
Bozulan saatimi saatçi yaptı. |
| 5. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek. 
Ayrıca terbiye edeceğim, onu yaman bir polis köpeği yapacağım. |
| 6. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. 
Şu işi yapıver diye yalvarmıştı da enişte engel olmuştu. |
| 7. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. 
Elimi ağzına götürerek sus işareti yaptım. |
| 8. Düzenli bir duruma getirmek. 
Yatak yapmak. Yolu yaptılar. |
| 9. Üretmek. 
Ayakkabı yapmak. |
| 10. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. 
Koşu yapmak. Sarsıntı yapmak. |
| 11. Salgılamak, çıkarmak. 
Tükürük bezleri tükürük yapar. |
| 12. Dışkı çıkarmak. 
Çocuk, altına yapmış. |
| 13. Gerçekleştirmek. 
İlk ve ortaöğrenimini Anadolu'da yapmıştır. |
| 14. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. 
Ben adamı ne yaparım biliyor musun? |
| 15. Evlendirmek. 
Bu kızı sana yapacağız. |
| 16. yardımcı fiil Bir durum yaratmak. 
Fırının harlı ateşi yanaklarını pembe pembe yapmıştı. |
| 17. yardımcı fiil Edinmek, sahip olmak. 
Servet yapmak. Altın yapmak. |
| 18. yardımcı fiil Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. 
Onu da Üsküdar'daki ambar memuru yapmak suretiyle daireden uzaklaştırdı. |
| 19. Davranmak, hareket etmek. 
İyi yapmıyorsunuz, çocuğu çok azarlıyorsunuz. Uyumuş gibi yapmak. |
| 20. Olmak. 
Bu kış çok soğuk yaptı. |
| 22 kez sorgulandı Kaynak (12.03.2021-12.03.2021)
|
| Türkçe
1. Bir şeye emek vererek onu daha elverişli bir duruma getirmek.  2. İnce ve süslü şeyler yapmak, nakışlamak. 
Para için işlemediğini iddia eden bu fakir ihtiyar şüphesiz sanatının âşığıydı. |
| 3. İçine girmek, etkilemek, nüfuz etmek. 
O uzun ve derin bakış genç adamın ta yüreğine kadar işlemişti.| Yakup Kadri Karaosmanoğlu |
|
| 4. Nakşetmek. 
Al bayrağa narin eller işliyor zafer Uzaklarda yaralanır kahraman nefer |
| 5. İyi çalışmak, müşterisi bol olmak.  6. Durağan durumdan hareketli duruma geçmek, çalışmak.  7. Herhangi bir konuyu ele alarak incelemek, öğretmek.  8. Düşüncelerini herhangi birine etki yaparak benimsetmek. 
Ali Rıza Bey bu ilk çocuğu ile, bir çiçek meraklısı, bahçesiyle oynar gibi oynamış, onu ancak kendi hayalinde yaşayan mükemmel insan maddelerine göre işlemişti. |
| 9. İşlek, etkin durumda olmak. 
Lütfügiller büyücek bahçelerinin ana yola açılan kapısından işlerlerdi. |
| 10. Çıban, olgunlaşma yolunda olmak.  11. Yara, kapanmamak.  12. Gidip gelmek. 
Şimdi otomobillerin, otobüslerin işledikleri asfalt caddeden bir zamanlar ne kervan ne insan geçerdi. |
| 13. Hesapları, kayıtları düzenli olarak tutmak veya gereken yere aktarmak. 
Tayın çizelgelerini düzenliyorum, ambar defterini işliyorum. |
| 14. Herhangi bir ürünü satışa sunulmadan önce birtakım işlemlerden geçirmek. 
29 kez sorgulandı Kaynak (24.02.2021-24.02.2021)
|
| Türkçe
1. Satma işi yapılmak. 
Bu kitap, kendi ağırlığında altınla dahi satılsa satan yine zararlı çıkar. |
| 2. mecaz Para veya çıkar karşılığı, gizlice karşı tarafa hizmet etmek. 
40 kez sorgulandı Kaynak (11.04.2021-11.04.2021)
|
| Türkçe
1. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. 
Her görevi ayrım gözetmeden aynı titizlikle yapmak başarının sırrıdır. |
| 2. Olmasına yol açmak. 
Durgun sular sıtma yapar. |
| 3. Yol almak.  4. Onarmak, tamir etmek. 
Bozulan saatimi saatçi yaptı. |
| 5. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek. 
Ayrıca terbiye edeceğim, onu yaman bir polis köpeği yapacağım. |
| 6. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. 
Şu işi yapıver diye yalvarmıştı da enişte engel olmuştu. |
| 7. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. 
Elimi ağzına götürerek sus işareti yaptım. |
| 8. Düzenli bir duruma getirmek. 
Yatak yapmak. Yolu yaptılar. |
| 9. Üretmek. 
Ayakkabı yapmak. |
| 10. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. 
Koşu yapmak. Sarsıntı yapmak. |
| 11. Salgılamak, çıkarmak. 
Tükürük bezleri tükürük yapar. |
| 12. Dışkı çıkarmak. 
Çocuk, altına yapmış. |
| 13. Gerçekleştirmek. 
İlk ve ortaöğrenimini Anadolu'da yapmıştır. |
| 14. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. 
Ben adamı ne yaparım biliyor musun? |
| 15. Evlendirmek. 
Bu kızı sana yapacağız. |
| 16. yardımcı fiil Bir durum yaratmak. 
Fırının harlı ateşi yanaklarını pembe pembe yapmıştı. |
| 17. yardımcı fiil Edinmek, sahip olmak. 
Servet yapmak. Altın yapmak. |
| 18. yardımcı fiil Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. 
Onu da Üsküdar'daki ambar memuru yapmak suretiyle daireden uzaklaştırdı. |
| 19. Davranmak, hareket etmek. 
İyi yapmıyorsunuz, çocuğu çok azarlıyorsunuz. Uyumuş gibi yapmak. |
| 20. Olmak. 
Bu kış çok soğuk yaptı. |
| 22 kez sorgulandı Kaynak (12.03.2021-12.03.2021)
|
| Türkçe
1. Bir şeyin kaç tane olduğunu anlamak için bunları birer birer elden veya gözden geçirmek, sayısını bulmak. 
Nara sormuşlar: -Tanelerin kaç tane? Yiyenler saysın bana ne- demiş. |
| 2. Sayıları arka arkaya söylemek. 
Birden ona kadar saymak. |
| 3. Herhangi bir sıraya koymak, herhangi bir sırada yer aldığını kabul etmek. 
Artık kışı geçti sayabiliriz. |
| 4. Herhangi bir şey, yerine koymak veya herhangi bir şey gözüyle bakmak, addetmek. 
Her çiçekten bal eyledik Arıya saydılar bizi |
| 5. Varsaymak, tutmak, farz etmek. 
Elimi uzatsam benim olacak bir vazoya sırt çevirip başkasına kaptırınca onu benden çalınmış saymak neden? |
| 6. Arka arkaya söylemek, sıralamak. 
Birinin iyiliklerini saymak. |
| 7. Ödemek, peşin vermek. 
İki bin lira saydı, bana bir küpe aldı. |
| 8. mecaz Geçer tutmak. 
Bunu saymam, sizi bir gün erkenden beklerim. |
| 9. mecaz Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı dolayısıyla bir kimseye değer vermek, hürmet etmek. 
Anam babamı nasıl saydı ise ben de kocamı öyle sayacaktım. |
| 10. mecaz Önemsemek.  11. mecaz Gibi görmek, kabul etmek. 
Arzularını yapmayı belli büyük bir külfet saydığınız bu küçük kalpler, saadetin kapısından girmeden felaketin ortasına yuvarlanıyorlar. |
| 12. mecaz Hesaba katmak, dikkate almak. 
Bundan önce verdiğimi saymıyor musun? |
| 21 kez sorgulandı Kaynak (03.03.2021-10.03.2021)
|
| kaynak
Türk Dil Kurumu, Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla 12 Temmuz 1932'de Atatürk'ün talimatıyla kurulmuştur. Cemiyetin kurucuları, hepsi de milletvekili ve dönemin tanınmış edebiyatçıları olan Sâmih Rif'at, Ruşen Eşref, Celâl Sahir ve Yakup Kadri'dir. Kurumun ilk başkanı Sâmih Rif'at'tır. Türk Dili Tetkik Cemiyetinin amacı, "Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek" olarak tespit edilmiştir. Atatürk'ün sağlığında, 1932, 1934 ve 1936 yıllarında yapılan üç kurultayda hem Kurumun yönetim organları seçilmiş, hem dil politikası belirlenmiş, hem de bilimsel bildiriler sunulup tartışılmıştır. 26 Eylül-5 Ekim 1932 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı'nda yapılan Birinci Türk Dili Kurultayı sonunda Kurumun "Lügat-Istılah, Gramer-Sentaks, Derleme, Lenguistik-Filoloji, Etimoloji, Yayın" adları ile altı kol hâlinde çalışmalarını sürdürmesi kabul edilmiştir. Sonraki kurultaylarda bu kollardan bazıları ayrılmış, bazıları tekrar birleştirilmiş; fakat ana çatı değiştirilmemiştir. 1934'te yapılan kurultayda Cemiyetin adı, Türk Dili Araştırma Kurumu; 1936'daki kurultayda ise Türk Dil Kurumu olmuştur
231082 kez sorgulandı
Bilgi Damlası Kaynaklar |
| fiil kökü Türkçe
495 kez sorgulandı
|
| fiilden isim yapma eki Türkçe
Fiilden isim yapma eki -mak -mek olmak üzere iki şekli vardır
-Genel fonksiyonu itibarıyla fiillerin hareket isimlerini yapar. Bil --> bilmek. -Kalıplaşma sonucu somut isimler yapar. Çak --> çakmak.
10328 kez sorgulandı Kaynak (26.06.2009-03.03.2021)
-mak -mek
| Aynı son ekten türeyenler | |
| |