Türkçe
1. Bir yerden başka bir yere gitmek. 
Elindeki kitabı bırakıp bulundukları odaya geçtim. |
| 2. Bir yandan girip diğer yandan çıkmak. 
İplik iğne deliğinden zor geçti. |
| 3. Yol, araç veya akarsu bir yerin yakınından veya içinden gitmek. 
Eve giderken sizin sokaktan geçeriz. |
| 4. Bir duruma uğramak, konu olmak. 
Dayaktan geçmek. Muayeneden geçmek. |
| 5. Bırakmak, vazgeçmek. 
Bana yârden geç derler Seven yârden geçilir mi? |
| 6. Yaşamak.  7. Bir şeyi bundan böyle yapma durumunda olmamak. 
Hakkın var. Ne çare ki bizden geçti diye söyleniyor. |
| 8. Olmak, vuku bulmak, cereyan etmek. 
Bu odanın içinde geçen aşk anları artık çok uzaklardaydı. |
| 9. Hastalık bulaşmak, sirayet etmek. 
Hastalık bana ondan geçti. |
| 10. Herhangi bir durum, soya çekim yoluyla birinde görünmek. 
Bu titizlik ona babasından geçmiş. |
| 11. Bulunduğu yeri veya konumu değiştirmek.  12. Bir yeri aşmak, öbür yana ulaşmak. 
İstanbul'a geçecek değil, parmağımı kımıldatacak takatim yok. |
| 13. Yerini bırakıp başka yer almak.  14. Bir konu üzerinde veya bir yerde çalışmış olmak. 
Şimdiki tuluat artistlerinin çoğu oradan geçtiler. |
| 15. Etki yapmak, işlemek. 
Soğuk, ciğerime geçti. Başına güneş geçmiş. |
| 16. Görev almak. 
İktidara geçmek. |
| 17. Kalmak, devrolmak. 
Paralar suyunu çekti. Fabrika da olduğu gibi Nihat'a geçti. |
| 18. Geride bırakmak, aşmak. 
Bizim yelkenli vapuru geçecek. Ordu sınırı geçti. Çocuğun boyu babasını geçti. |
| 19. Tükenmek, bitmek, sona ermek. 
Yavaş yavaş bu hırs geçer. |
| 20. Üstünlük sağlamak.  21. Söylemeden veya bitirmeden atlamak. 
O meseleyi geçelim. O bahsi geç! |
| 22. Zamanı aşmak, geride bırakmak. 
Şehzadebaşı'na geldikleri zaman saat onu geçiyordu. |
| 23. Harcamak. 
Bütün günüm seni takip etmekle geçti.| Yakup Kadri Karaosmanoğlu |
|
| 24. Bir müzik parçasını meşk ederek öğrenmek, çalmak veya söylemek.  25. Birinden meşk etmek. 
Bu şarkıyı kimden geçtiniz. |
| 26. Haberi bir iletişim aracı ile bildirmek. 
Ankara haberlerini gazetesine geçiyormuş. |
| 27. Sönmek. 
Ocak sönmüş, koru bile geçmişti. |
| 28. Yazılmak, girmek. 
Tarihe geçmek. Kitaba geçmek. |
| 29. Sürümü olmak, satılmak.  30. Konuşmada sözü geçmek veya basında yer almak. 
Kısa süren bir hastalıktan sonra göçüp gideceğini hissetmiş hatta ölümünün gazetelere bile geçmemesini istemişti. |
| 31. Kullanımda olmak, tedavülde olmak. 
Bu para artık geçmiyor. |
| 32. Kabul edilemez olmak. 
Senin paran burada geçmez. |
| 33. Okulda, sınavda başarı göstermek. 
Çocuk bu yıl geçti. |
| 34. Bir yere gidip oturmak.  35. Çok bekletilmekten çürümeye yüz tutmak. 
Bu karpuz geçmiş. |
| 36. Sıyrılmak, kurtulmak, işin içinden çıkmak. 
Görmedim, dedi, geçti. |
| 37. argo, yardımcı fiil Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar. 
lska geçmek. Diskur geçmek. |
| 38. halk ağzında Çekiştirmek, yermek. 
Beni sana geçmişler Vallahi ben demedim |
| 91 kez sorgulandı Kaynak (04.04.2021-04.04.2021) geç- + -mek
Türkçe geç-(keç) fiil kökünden gelir.
|
Türkçe
1. Elde bulunan bir şeyi tutmaktan vazgeçip tutmaz olmak.  2. Eldeki, sırttaki bir şeyi bir yere koymak. 
Mermer masaya bir yirmi beşlik bıraktı. |
| 3. Bir işi başka bir zamana ertelemek. 
Gezmeyi haftaya bıraktık. |
| 4. Bir şeyi bir yerde unutmuş olmak. 
Acaba eldivenlerimi nerede bıraktım? |
| 5. Bulunduğu yeri veya durumu değiştirmemek. 
Tencereyi öylece kirli bir biçimde bıraktım. |
| 6. Geriye kalmasını sağlamak. 
Paranın bir kısmını bırakırsan rahat edersin. |
| 7. Bir işin sorumluluğunu, yükümlülüğünü başkasına vermek, onu görevlendirmek. 
Cemal Paşa'da anlamadığı işi ehline bırakmak meziyeti vardı. |
| 8. Birinin bir şeyi yapmasına engel olmamak. 
Bırak, burasını benim defterimden okuyayım. |
| 9. Sarkıtmak. 
Saçlarını omzuna bırakmış. |
| 10. Ölen, ayrılan birinden iş, kişi, nesne vb. şeyler kalmak. 
Hayata gözlerini kaparken ardında yedi yaşında bir oğul, on iki yaşında bir kız bırakıyordu. |
| 11. Bir alışkanlıktan veya bir işten vazgeçmek. 
O da basket oynardı ama artık bıraktı. |
| 12. Uğraşmaz olmak, artık uğraşmamak. 
Aliye, az önce haftalığını almıştı ve patronlarına işi bırakacağını, bırakmak zorunda olduğunu nasıl söyleyeceğini bir türlü bilemiyordu. |
| 13. Bıyık veya sakal uzatmak.  14. Özgürlük vermek, hürriyetine kavuşmasını sağlamak. 
Bıraksam acaba beyaz bir çift güvercin gibi uçarlar mı? |
| 15. Boşamak. 
Bıraktıkları zevcelerini yine canları isterse tekrar alabilirler. |
| 16. Kötü bir durumda terk etmek.  17. Koyup gitmek. 
Mahalle arasındaki küçük dükkânını bırakarak karısını, şehrin başka bir tarafında bir eve yerleştirdi. |
| 18. Sınıftan veya sınavdan geçirmemek. 
Öğretmen üç tembel çocuğu bıraktı. |
| 19. Bir malı pazarlık sonucu fiyat indirimine razı olarak satmak. 
Başkalarına on ikiye veriyoruz ama sana onar kuruştan bırakayım. |
| 20. Bakılmak, korunmak için vermek. 
Eşyamı size bırakacağım. |
| 21. Bir kimseyi beraberinde getirmemek veya götürmemek. 
Telgrafhanede bir zabit bırakarak işinin başına gitmesini rica ettim. |
| 22. Sahiplik hakkını başkasına vermek. 
Bizim komşu bütün malını Kızılay'a bırakmış. |
| 23. Yapışık olan bir şey yapışıklıktan kurtulmak. 
Islanan zemin kaplaması zamanla kendini bıraktı. |
| 24. Bulunduğu veya dokunduğu yerde bir şey oluşturmak, meydana getirmek. 
İz bırakmak. Leke bırakmak. |
| 25. Koymak.  26. Bir şeyi başkasına iletilmek üzere vermek. 
Postacı bir şey bıraktı sana. |
| 27. Bir şeyi bir kimse veya belli bir amaç için ayırmak. 
Kutuyu biraz öne ittirdi ve Simay'ın tutması için pay bıraktı. |
| 28. Götürmek. 
Savaş, sen eğlenmene bak, ben Buğra'yı eve bırakırım kardeşim. |
| 29. Kâr getirmek, yarar sağlamak. 
Bu alışveriş bize fazla bir şey bırakmadı. |
| 30. Birilerini koyuvermek, salıvermek. 
Komiser tutukluyu bıraktı. |
| 31. Bir yana itmek, önem vermemek. 
Durum böyledir diye her işini bırakıp düşmanlar ne ederlerse etsinler biz durup bakalım mı? |
| 32. Kendi hâline terk etmek. 
Aman beyim bana kıyma, benim de çoluk çocuğum var, mahvolurum ben, biz dost ve arkadaşız kölen olayım bırak şu adamı, diyordu. |
| 33. Beraberinde bulunması gereken bir şeyi yanına almamak. 
Kabanımı evde bıraktım. |
| 34. Bir işi veya çalışmayı bitirmeden sona erdirmek. 
Okumamı bırakarak dışarı çıkmamı istiyordu. |
| 35. Bir şey yeni bir duruma dönüşmek. 
Duruşmayı açıyorum demesiyle delikanlının yüzündeki güven dolu ifade yerini endişe ve korkuya bıraktı. |
| 36. Geride … kalmasını sağlamış olmak. 
On yıl süren savaş büyük bir yıkım bırakarak bazılarına zenginleşmek için yeni fırsatlar yarattı. |
| 37. … durumda bulunmasına, … hâle gelmesine sebep olmak. 
Kadını hamile bıraktı. |
| 38. mecaz Ölüm sebebiyle kaybetmiş olmak. 
İki oğlumu Çanakkale’de bıraktım. |
| 102 kez sorgulandı Kaynak (28.04.2024-28.04.2024) |
| Türkçe
1. Bir şeye emek vererek onu daha elverişli bir duruma getirmek.  2. İnce ve süslü şeyler yapmak, nakışlamak. 
Para için işlemediğini iddia eden bu fakir ihtiyar şüphesiz sanatının âşığıydı. |
| 3. İçine girmek, etkilemek, nüfuz etmek. 
O uzun ve derin bakış genç adamın ta yüreğine kadar işlemişti.| Yakup Kadri Karaosmanoğlu |
|
| 4. Nakşetmek. 
Al bayrağa narin eller işliyor zafer Uzaklarda yaralanır kahraman nefer |
| 5. İyi çalışmak, müşterisi bol olmak.  6. Durağan durumdan hareketli duruma geçmek, çalışmak.  7. Herhangi bir konuyu ele alarak incelemek, öğretmek.  8. Düşüncelerini herhangi birine etki yaparak benimsetmek. 
Ali Rıza Bey bu ilk çocuğu ile, bir çiçek meraklısı, bahçesiyle oynar gibi oynamış, onu ancak kendi hayalinde yaşayan mükemmel insan maddelerine göre işlemişti. |
| 9. İşlek, etkin durumda olmak. 
Lütfügiller büyücek bahçelerinin ana yola açılan kapısından işlerlerdi. |
| 10. Çıban, olgunlaşma yolunda olmak.  11. Yara, kapanmamak.  12. Gidip gelmek. 
Şimdi otomobillerin, otobüslerin işledikleri asfalt caddeden bir zamanlar ne kervan ne insan geçerdi. |
| 13. Hesapları, kayıtları düzenli olarak tutmak veya gereken yere aktarmak. 
Tayın çizelgelerini düzenliyorum, ambar defterini işliyorum. |
| 14. Herhangi bir ürünü satışa sunulmadan önce birtakım işlemlerden geçirmek. 
29 kez sorgulandı Kaynak (24.02.2021-24.02.2021)
|
| Türkçe
1. Dışarıdan içeriye geçmek. 
Birlikte kiliseden içeri giriyoruz, ben topallıyorum. |
| 2. Sığmak. 
Elim bu eldivene girmiyor. |
| 3. Katılmak. 
Bugün edebiyat imtihanına girdim. |
| 4. Almak, fethetmek. 
Ordularımız İstanbul'a girdiler. |
| 5. İncelemek, ayrıntılara inmek.  6. Girişmek, başlamak. 
Kaçırdım gene ipin ucunu, bir türlü konuya giremiyorum. |
| 7. Bulaşmak. 
Koyunlara kelebek hastalığı girdi. |
| 8. Sulu bir şeyin veya su dolu bir yerin içine batmak veya dalmak. 
Denize girmek. Ceketinin ucu tabağa giriyor. |
| 9. Zaman anlamlı kavramlar için gelmek. 
İlkbahar girdi. |
| 10. Ağrı, sancı başlamak, saplanmak.  11. Yeni bir duruma geçmek, dönüşmek. 
Göğün morlaşan kenarı eriyor, menekşe rengine giriyordu. |
| 12. İyice anlamak, iyice bilmek.  13. Kavgaya tutuşmak.  14. Erişmek, ulaşmak. 
Yirmisine girdi. |
| 15. Bir şeyin yapımında, birleşiminde yer almak. 
Tuz genellikle her yemeğe girer. |
| 16. Yazılmak, başlamak. 
Okula girdi. |
| 17. Yemek yemek.  18. Yüklenmek.  19. hukuk Tecavüz etmek, geçmek. 
Komşu, tarlamıza beş metre girdi. |
| 22 kez sorgulandı Kaynak (30.03.2021-30.03.2021)
|
| Türkçe
1. Satma işi yapılmak. 
Bu kitap, kendi ağırlığında altınla dahi satılsa satan yine zararlı çıkar. |
| 2. mecaz Para veya çıkar karşılığı, gizlice karşı tarafa hizmet etmek. 
40 kez sorgulandı Kaynak (11.04.2021-11.04.2021)
|
| kaynak
Türk Dil Kurumu, Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla 12 Temmuz 1932'de Atatürk'ün talimatıyla kurulmuştur. Cemiyetin kurucuları, hepsi de milletvekili ve dönemin tanınmış edebiyatçıları olan Sâmih Rif'at, Ruşen Eşref, Celâl Sahir ve Yakup Kadri'dir. Kurumun ilk başkanı Sâmih Rif'at'tır. Türk Dili Tetkik Cemiyetinin amacı, "Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek" olarak tespit edilmiştir. Atatürk'ün sağlığında, 1932, 1934 ve 1936 yıllarında yapılan üç kurultayda hem Kurumun yönetim organları seçilmiş, hem dil politikası belirlenmiş, hem de bilimsel bildiriler sunulup tartışılmıştır. 26 Eylül-5 Ekim 1932 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı'nda yapılan Birinci Türk Dili Kurultayı sonunda Kurumun "Lügat-Istılah, Gramer-Sentaks, Derleme, Lenguistik-Filoloji, Etimoloji, Yayın" adları ile altı kol hâlinde çalışmalarını sürdürmesi kabul edilmiştir. Sonraki kurultaylarda bu kollardan bazıları ayrılmış, bazıları tekrar birleştirilmiş; fakat ana çatı değiştirilmemiştir. 1934'te yapılan kurultayda Cemiyetin adı, Türk Dili Araştırma Kurumu; 1936'daki kurultayda ise Türk Dil Kurumu olmuştur
231256 kez sorgulandı
Bilgi Damlası Kaynaklar |
| fiilden isim yapma eki Türkçe
Fiilden isim yapma eki -mak -mek olmak üzere iki şekli vardır
-Genel fonksiyonu itibarıyla fiillerin hareket isimlerini yapar. Bil --> bilmek. -Kalıplaşma sonucu somut isimler yapar. Çak --> çakmak.
10378 kez sorgulandı Kaynak (26.06.2009-03.03.2021)
-mak -mek
| Aynı son ekten türeyenler | |
| |