Türkçe
1. Taşımak, ulaştırmak veya koymak. 
Yemeği götürmek için o an en uygun kişiydim. |
| 2. Bir kimseyi bir yere kadar yanında yürütmek.  3. Yerinden ayırıp uzağa atmak veya yok etmek. 
Bir mermi bacağını götürdü. Duvarı su götürdü. |
| 4. Öldürmek. 
Hastalık çok insan götürdü. |
| 5. Dayanmak, katlanmak, tahammül etmek.  6. Birinin yanında yürüyüp ona bir yere kadar arkadaşlık etmek; bırakmak. 
Beni evime kadar götürdü. |
| 7. Bir sonuca vardırmak. 
Bitirmeden şunu da söyleyeyim, ahlaka, gerçek ahlaka götüren başlıca yollardan biri de aşktır. |
| 8. Kaybolmasına, yok olmasına yol açmak. 
Eksiler artıları götürdü. |
| 9. Vardırmak.  10. mecaz Herhangi bir yiyeceği tek başına ve hızlı bir biçimde yemek.  11. argo Tümüyle sahip olmak.  12. argo Haksız kazanç sağlamak, mal veya para sahibi olmak. 
3 kez sorgulandı Kaynak (28.04.2024-28.04.2024) Türkçe
1. Elde bulunan bir şeyi tutmaktan vazgeçip tutmaz olmak.  2. Eldeki, sırttaki bir şeyi bir yere koymak. 
Mermer masaya bir yirmi beşlik bıraktı. |
| 3. Bir işi başka bir zamana ertelemek. 
Gezmeyi haftaya bıraktık. |
| 4. Bir şeyi bir yerde unutmuş olmak. 
Acaba eldivenlerimi nerede bıraktım? |
| 5. Bulunduğu yeri veya durumu değiştirmemek. 
Tencereyi öylece kirli bir biçimde bıraktım. |
| 6. Geriye kalmasını sağlamak. 
Paranın bir kısmını bırakırsan rahat edersin. |
| 7. Bir işin sorumluluğunu, yükümlülüğünü başkasına vermek, onu görevlendirmek. 
Cemal Paşa'da anlamadığı işi ehline bırakmak meziyeti vardı. |
| 8. Birinin bir şeyi yapmasına engel olmamak. 
Bırak, burasını benim defterimden okuyayım. |
| 9. Sarkıtmak. 
Saçlarını omzuna bırakmış. |
| 10. Ölen, ayrılan birinden iş, kişi, nesne vb. şeyler kalmak. 
Hayata gözlerini kaparken ardında yedi yaşında bir oğul, on iki yaşında bir kız bırakıyordu. |
| 11. Bir alışkanlıktan veya bir işten vazgeçmek. 
O da basket oynardı ama artık bıraktı. |
| 12. Uğraşmaz olmak, artık uğraşmamak. 
Aliye, az önce haftalığını almıştı ve patronlarına işi bırakacağını, bırakmak zorunda olduğunu nasıl söyleyeceğini bir türlü bilemiyordu. |
| 13. Bıyık veya sakal uzatmak.  14. Özgürlük vermek, hürriyetine kavuşmasını sağlamak. 
Bıraksam acaba beyaz bir çift güvercin gibi uçarlar mı? |
| 15. Boşamak. 
Bıraktıkları zevcelerini yine canları isterse tekrar alabilirler. |
| 16. Kötü bir durumda terk etmek.  17. Koyup gitmek. 
Mahalle arasındaki küçük dükkânını bırakarak karısını, şehrin başka bir tarafında bir eve yerleştirdi. |
| 18. Sınıftan veya sınavdan geçirmemek. 
Öğretmen üç tembel çocuğu bıraktı. |
| 19. Bir malı pazarlık sonucu fiyat indirimine razı olarak satmak. 
Başkalarına on ikiye veriyoruz ama sana onar kuruştan bırakayım. |
| 20. Bakılmak, korunmak için vermek. 
Eşyamı size bırakacağım. |
| 21. Bir kimseyi beraberinde getirmemek veya götürmemek. 
Telgrafhanede bir zabit bırakarak işinin başına gitmesini rica ettim. |
| 22. Sahiplik hakkını başkasına vermek. 
Bizim komşu bütün malını Kızılay'a bırakmış. |
| 23. Yapışık olan bir şey yapışıklıktan kurtulmak. 
Islanan zemin kaplaması zamanla kendini bıraktı. |
| 24. Bulunduğu veya dokunduğu yerde bir şey oluşturmak, meydana getirmek. 
İz bırakmak. Leke bırakmak. |
| 25. Koymak.  26. Bir şeyi başkasına iletilmek üzere vermek. 
Postacı bir şey bıraktı sana. |
| 27. Bir şeyi bir kimse veya belli bir amaç için ayırmak. 
Kutuyu biraz öne ittirdi ve Simay'ın tutması için pay bıraktı. |
| 28. Götürmek. 
Savaş, sen eğlenmene bak, ben Buğra'yı eve bırakırım kardeşim. |
| 29. Kâr getirmek, yarar sağlamak. 
Bu alışveriş bize fazla bir şey bırakmadı. |
| 30. Birilerini koyuvermek, salıvermek. 
Komiser tutukluyu bıraktı. |
| 31. Bir yana itmek, önem vermemek. 
Durum böyledir diye her işini bırakıp düşmanlar ne ederlerse etsinler biz durup bakalım mı? |
| 32. Kendi hâline terk etmek. 
Aman beyim bana kıyma, benim de çoluk çocuğum var, mahvolurum ben, biz dost ve arkadaşız kölen olayım bırak şu adamı, diyordu. |
| 33. Beraberinde bulunması gereken bir şeyi yanına almamak. 
Kabanımı evde bıraktım. |
| 34. Bir işi veya çalışmayı bitirmeden sona erdirmek. 
Okumamı bırakarak dışarı çıkmamı istiyordu. |
| 35. Bir şey yeni bir duruma dönüşmek. 
Duruşmayı açıyorum demesiyle delikanlının yüzündeki güven dolu ifade yerini endişe ve korkuya bıraktı. |
| 36. Geride … kalmasını sağlamış olmak. 
On yıl süren savaş büyük bir yıkım bırakarak bazılarına zenginleşmek için yeni fırsatlar yarattı. |
| 37. … durumda bulunmasına, … hâle gelmesine sebep olmak. 
Kadını hamile bıraktı. |
| 38. mecaz Ölüm sebebiyle kaybetmiş olmak. 
İki oğlumu Çanakkale’de bıraktım. |
| 102 kez sorgulandı Kaynak (28.04.2024-28.04.2024) |
| kaynak
Türk Dil Kurumu, Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla 12 Temmuz 1932'de Atatürk'ün talimatıyla kurulmuştur. Cemiyetin kurucuları, hepsi de milletvekili ve dönemin tanınmış edebiyatçıları olan Sâmih Rif'at, Ruşen Eşref, Celâl Sahir ve Yakup Kadri'dir. Kurumun ilk başkanı Sâmih Rif'at'tır. Türk Dili Tetkik Cemiyetinin amacı, "Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek" olarak tespit edilmiştir. Atatürk'ün sağlığında, 1932, 1934 ve 1936 yıllarında yapılan üç kurultayda hem Kurumun yönetim organları seçilmiş, hem dil politikası belirlenmiş, hem de bilimsel bildiriler sunulup tartışılmıştır. 26 Eylül-5 Ekim 1932 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı'nda yapılan Birinci Türk Dili Kurultayı sonunda Kurumun "Lügat-Istılah, Gramer-Sentaks, Derleme, Lenguistik-Filoloji, Etimoloji, Yayın" adları ile altı kol hâlinde çalışmalarını sürdürmesi kabul edilmiştir. Sonraki kurultaylarda bu kollardan bazıları ayrılmış, bazıları tekrar birleştirilmiş; fakat ana çatı değiştirilmemiştir. 1934'te yapılan kurultayda Cemiyetin adı, Türk Dili Araştırma Kurumu; 1936'daki kurultayda ise Türk Dil Kurumu olmuştur
231243 kez sorgulandı
Bilgi Damlası Kaynaklar |
| |