Türkçe
1. Göz yardımıyla bir şeyin varlığını algılamak, seçmek.  2. Anlamak, kavramak, sezmek. 
Türk iradesinin ne demek olduğunu da sen göreceksin. |
| 3. Yanına gidip konuşmak. 
Bugün müdürü göreceğim. |
| 4. Bir şey hakkında bir yargıya varmak, değerlendirmek.  5. Belirli bir zamanın içinde bir olaya tanık olmak, yaşamak. 
Hangi memlekete gitsek resmi makamlar kadar halkın da rağbetini görürdük. |
| 6. Yapmak, etmek. 
İş görmek. Masraf görmek. |
| 7. Kendisine yapılmak, bir davranışla karşılaşmak, maruz kalmak.  8. Almak. 
Birinden ders görmek. |
| 9. Bir şeye erişmek. 
Cebi para görmek. |
| 10. Çok değer vermek. 
Gözü yalnız parayı görüyor. |
| 11. Bir işleme uğramak. 
Teftiş görmek. |
| 12. Yüzü bir yöne doğru olmak, bakmak. 
Ev güneş görüyor. |
| 13. Ziyaret etmek.  14. Karşılaşmak, rastlaşmak.  15. Gözlerin görmediği durumlarda başka duyu organlarıyla algılamak. 
Körler parmaklarıyla görürler. |
| 16. Sahne olmak, geçirmek. 
Bu ova çok savaş gördü. |
| 17. Saymak, herhangi bir şey gibi görmek.  18. Gezmek. 
Ankara'yı gördün mü? |
| 19. teklifsiz konuşmada Vermek. 
Baba hiç param yok, biraz görsen beni, dediği sabahı minnetle anımsar Ali Bey. |
| 20. spor Takım arkadaşlarından en uygun olanına pas atmak. 
27 kez sorgulandı Kaynak (10.03.2021-08.10.2025) gör- + -mek
EskiTürkçe gör-(kör-) sözcüğünden gelir.
|
| görenek | görk | görme | görmece | görmez | görmüşlük | görsel | görü | görücü | görülmek | | görüm | görüş | göstermek |
| görmemezlik görmemiş görmezlik görücülük görülme gösterge gösteriş | Türkçe
1. Ortaya koymak, gerçekleştirmek, oluşturmak, meydana getirmek. 
Her görevi ayrım gözetmeden aynı titizlikle yapmak başarının sırrıdır. |
| 2. Olmasına yol açmak. 
Durgun sular sıtma yapar. |
| 3. Yol almak.  4. Onarmak, tamir etmek. 
Bozulan saatimi saatçi yaptı. |
| 5. Bir şeyi başka bir şey durumuna getirmek. 
Ayrıca terbiye edeceğim, onu yaman bir polis köpeği yapacağım. |
| 6. Bir dileği, bir isteği yerine getirmek, uygulamak, ifa etmek. 
Şu işi yapıver diye yalvarmıştı da enişte engel olmuştu. |
| 7. Bir düşünceyi, bir davranışı, bir isteği işe dönüştürmek, gerçekleştirmek. 
Elimi ağzına götürerek sus işareti yaptım. |
| 8. Düzenli bir duruma getirmek. 
Yatak yapmak. Yolu yaptılar. |
| 9. Üretmek. 
Ayakkabı yapmak. |
| 10. Bir harekete, işe başlamak veya bir hareketle, işle uğraşmak. 
Koşu yapmak. Sarsıntı yapmak. |
| 11. Salgılamak, çıkarmak. 
Tükürük bezleri tükürük yapar. |
| 12. Dışkı çıkarmak. 
Çocuk, altına yapmış. |
| 13. Gerçekleştirmek. 
İlk ve ortaöğrenimini Anadolu'da yapmıştır. |
| 14. Tehdit yoluyla birini herhangi bir duruma düşürmek. 
Ben adamı ne yaparım biliyor musun? |
| 15. Evlendirmek. 
Bu kızı sana yapacağız. |
| 16. yardımcı fiil Bir durum yaratmak. 
Fırının harlı ateşi yanaklarını pembe pembe yapmıştı. |
| 17. yardımcı fiil Edinmek, sahip olmak. 
Servet yapmak. Altın yapmak. |
| 18. yardımcı fiil Bir kimseye bir meslek kazandırmak, yetiştirmek. 
Onu da Üsküdar'daki ambar memuru yapmak suretiyle daireden uzaklaştırdı. |
| 19. Davranmak, hareket etmek. 
İyi yapmıyorsunuz, çocuğu çok azarlıyorsunuz. Uyumuş gibi yapmak. |
| 20. Olmak. 
Bu kış çok soğuk yaptı. |
| 22 kez sorgulandı Kaynak (12.03.2021-12.03.2021)
|
| Türkçe
1. Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. 
Sağ elinin çevik bir hareketiyle başındaki tülbendi çekip aldı. |
| 2. Satın almak.  3. Ele geçirmek, fethetmek. 
Fakat aldıkları yerlerin ahalisini Türkleştiremediklerinden bu büyüklük onların zayıf düşmelerine sebep olmuş. |
| 4. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. 
Çocuğu okuldan aldı. |
| 5. Birlikte götürmek.  6. İçine sığmak. 
Bu kavanoz iki kilo bal alır. Bu salon bin kişi alır. |
| 7. Kabul etmek.  8. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. 
Mektup almak. Haber almak. |
| 9. İçeri sızmak, içine çekmek. 
Gemi su alıyor. Fotoğraf makinesi ışık almış, film yanmış. |
| 10. Erkek, kadınla evlenmek. 
O sırada aldığı kadının babasının birçok yardımını görmüştü. |
| 11. Sürükleyip götürmek. 
Öküzü sel aldı, harmanı yel aldı. |
| 12. Kazanmak, elde etmek.  13. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. 
Soğuk almak. Ceza almak. |
| 14. Bürümek, sarmak, kaplamak. 
Burayı kötü bir koku aldı, durulamaz hâle geldi. |
| 15. Kısaltmak, eksiltmek. 
Ceketin boyundan almak. |
| 16. Yolmak, koparmak. 
Kaş almak. |
| 17. Temizlemek. 
Karyolanın altını süpürge ile al. |
| 18. İçeri girmesini sağlamak. 
Sevdiği delikanlıyı gece evine almış. |
| 19. Tat veya koku duymak. 
Sigaradan hiç tat alamaz oldum. Burnu iyi koku alır. |
| 20. Örtmek, koymak. 
Paltosunu sırtına aldı. |
| 21. Yol gitmek, mesafe katetmek. 
O yolu bir saatte alırsınız. |
| 22. Çalmak. 
Cebimden saatimi almışlar. |
| 23. Soldurmak. 
Güneş perdelerin rengini aldı. |
| 24. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. 
Dalağını aldılar. |
| 25. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. 
Savcı yardımcısı gaza bastı, motor almadı. Bir daha bastı, yine almadı. |
| 26. Göreve, işe başlatmak. 
Yeni bir kapıcı aldı. |
| 27. Görevden, işten çekmek.  28. Başlamak. 
Üsküdar'a gider iken aldı da bir yağmur |
| 29. İçecek veya sigara içmek. 
Tadına bakmak için bir yudum aldım. |
| 30. Yutmak, kullanmak. 
İlaç almak. |
| 31. Kazanç sağlamak. 
Bir pantolondan beş yüz lira alıyorlar. |
| 32. Gidermek, yok etmek. 
İçine biraz su koy, tuzunu alır. |
| 33. Yer değiştirmek. 
127 kez sorgulandı Kaynak (03.02.2021-03.02.2021)
|
| Türkçe
1. Bakışı bir şey üzerine çevirmek. 
Zamanla nasıl değişiyor insan Hangi resmime baksam ben değilim |
| 2. Aramak.  3. Bir şeyin yüzü bir yöne doğru olmak. 
Limana bakan penceresinden deniz görünürdü. |
| 4. Bir şeyin gelişmesi veya iyi bir durumda kalması için emek vermek.  5. Beslemek, geçindirmek. 
Üç çocuklu bir aileye bakıyor. |
| 6. Bir iş birinden beklenmek. 
Evin bütün işleri bana bakıyor. |
| 7. Hastayı muayene etmek.  8. Tedavi etmek için ilgilenmek.  9. Yoklamak, incelemek, denemek. 
Git bak bakalım, evdeler mi? Şu hesaba sen de bak. Yemeğin tadına bakar mısınız? |
| 10. Bir işi yapmak, bir işi yapmakla görevli olmak. 
Pasaport işine polis bakar. |
| 11. İlgilenmek. 
Baktılar, ettiler, ilaç, tedavi, faydası olmadı. |
| 12. Uğraşmak, meşgul olmak. 
Çocuğum, sen derslerine bak. |
| 13. Yapılabilmesi bir şeye bağlı bulunmak. 
Bu iş beş bin liraya bakar. |
| 14. Gözetmek, korumak.  15. Renklerde benzemek, andırmak. 
Bu kumaşın rengi yeşile bakıyor. |
| 16. Anlamak, farkına varmak. 
Bazı akşamlar bakarım Halil savuşur, nereye gittiğini de kimseye söylemez. |
| 17. Başka bir şeyle ilgilenmeyip elindeki veya önündeki işle uğraşır olmak. 
Yemeğini yemene bak! Vaktini boş geçirmemeye bak! |
| 24 kez sorgulandı Kaynak (17.01.2021-17.01.2021)
|
| Türkçe
1. Üzerinde, elinde veya yakınında olan bir şeyi birisine eriştirmek, iletmek; lütfetmek, lütfeylemek. 
Okumadığım zaman tavukların bahçesindeyim, yemlerini ben veririm. |
| 2. Bırakmak veya bağışlamak.  3. Ondan bilmek, atfetmek. 
Bilgin'in bu çekingen tavırlarını kusurlu ve zayıf oluşuna verdi. |
| 4. Düşünce veya bilgi anlatan şeyleri başkalarına bildirmek. 
Geçenlerde bir derginin, 'Eski ünlüler ne yapıyor?' adlı bir röportajına verdiği cevapları okudum. |
| 5. Döndürmek, çevirmek, yöneltmek. 
Arabanın burnunu en tenha kahvelerden birinin önünde rıhtıma verdiler. |
| 6. Bir şeyi satmak. 
Ucuz pahalı deme de ver gitsin; ver de kurtul. |
| 7. Kızı, kadını biriyle evlendirmek. 
Uzun Osman, Zeynep'le Süleyman'a, ikisini birbirine vereceğini söylediği zaman şaşmadılar. |
| 8. Yaymak. 
Ses vermek. Işık vermek. |
| 9. Bitki ortaya çıkarmak. 
Ağaç bu sene filiz verdi. |
| 10. Herhangi bir şey ortaya çıkarmak, oluşturmak. 
Kendisi de muhakkak artistlerden, güzel eser veren, güzel konuşan, hayalleri işlek adamlardan hoşlanıyor. |
| 11. Bir hâli bir kimse veya yerde hâkim kılmak. 
Korku vermek. Ateşe vermek. Ortalığı heyecana vermek. |
| 12. Sahip olmasını sağlamak.  13. Kazandırmak. 
Hareket vermek. Biçim vermek. |
| 14. Katmak. 
Tat, çeşni vermek. |
| 15. Bir şey ayırmak. 
Zaman vermek. |
| 16. Bir şey harcamak. 
Emek vermek. |
| 17. Bir yere dayamak. 
Duvara sırtını verip çömeldi. Gözünü hamamcının geleceği yola çiviledi. |
| 18. Doğurmak. 
Kezban, ona yedi evlat vermişti. |
| 19. Bilgi edinmesi için göndermek. 
Kursa vermek. Okula vermek. |
| 20. Belirlemek. 
Derse girmeden sinema için saat ver, dedi. |
| 21. argo Cinsel yönden kendisini kullandırmak.  22. yardımcı fiil Kök veya gövdeleri sonuna -ı (-i, -u1, -ü) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek tezlik bildiren birleşik fiiller oluşturur. 
alıvermek, dizivermek, yapıvermek, görüvermek. |
| 23. Elindeki parayı kaptırmak; uçlanmak. 
5 kez sorgulandı Kaynak (18.10.2024-18.10.2024)
|
| kaynak
Türk Dil Kurumu, Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla 12 Temmuz 1932'de Atatürk'ün talimatıyla kurulmuştur. Cemiyetin kurucuları, hepsi de milletvekili ve dönemin tanınmış edebiyatçıları olan Sâmih Rif'at, Ruşen Eşref, Celâl Sahir ve Yakup Kadri'dir. Kurumun ilk başkanı Sâmih Rif'at'tır. Türk Dili Tetkik Cemiyetinin amacı, "Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek" olarak tespit edilmiştir. Atatürk'ün sağlığında, 1932, 1934 ve 1936 yıllarında yapılan üç kurultayda hem Kurumun yönetim organları seçilmiş, hem dil politikası belirlenmiş, hem de bilimsel bildiriler sunulup tartışılmıştır. 26 Eylül-5 Ekim 1932 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı'nda yapılan Birinci Türk Dili Kurultayı sonunda Kurumun "Lügat-Istılah, Gramer-Sentaks, Derleme, Lenguistik-Filoloji, Etimoloji, Yayın" adları ile altı kol hâlinde çalışmalarını sürdürmesi kabul edilmiştir. Sonraki kurultaylarda bu kollardan bazıları ayrılmış, bazıları tekrar birleştirilmiş; fakat ana çatı değiştirilmemiştir. 1934'te yapılan kurultayda Cemiyetin adı, Türk Dili Araştırma Kurumu; 1936'daki kurultayda ise Türk Dil Kurumu olmuştur
232619 kez sorgulandı
Bilgi Damlası Kaynaklar |
| fiilden isim yapma eki Türkçe
Fiilden isim yapma eki -mak -mek olmak üzere iki şekli vardır
-Genel fonksiyonu itibarıyla fiillerin hareket isimlerini yapar. Bil --> bilmek. -Kalıplaşma sonucu somut isimler yapar. Çak --> çakmak.
10902 kez sorgulandı Kaynak (26.06.2009-03.03.2021)
-mak -mek
| Aynı son ekten türeyenler | |
| Türkçe
1. isim, toplum bilimi Bir şeyi eskiden beri görüldüğü gibi yapma alışkanlığı, âdet. 
Muhitin ve göreneğin şımarttığı bu kız beni de tahrik ederse ne yapacaktım? |
| 8 kez sorgulandı Kaynak (10.03.2021-10.03.2021) |
| Türkçe
1. isim Görmek işi, rüyet. 
İnsanın sözünün başkalarına ulaştığını, onlarla buluştuğunu görmesi gönendirici, güzel bir duygu. |
| 3 kez sorgulandı Kaynak (14.06.2021-14.06.2021)
|
| Türkçe
1. isim Evlenmek isteyen erkek için kız görmeye giden kimse. 
Zengin olduğumuz için görücüler, bizim bu uzak köşke gelmekten usanmıyorlar. |
| 120 kez sorgulandı Kaynak (15.06.2021-15.06.2021)
|
| Türkçe
1. Birini veya bir şeyi işaretle belirtmek. 
Vitrindeki oyuncağı parmağıyla gösterdi. |
| 2. Görülmesini sağlamak, görmesine yol açmak. 
Size kitaplarımı göstereyim. |
| 3. Belirtmek, anlatmak. 
Bu söz onun iyi niyetini gösteriyor. |
| 4. Bir şeyin etkisi altında tutulmak. 
Güneşe göstermek. Aleve göstermek. |
| 5. Kanıtla inandırmak. 
Bunun böyle olduğunu size göstereceğim. |
| 6. Öğretmek, açıklamak. 
Yol göstermek. |
| 7. Yapmasını söylemek, görevlendirmek. 
Size ne iş gösterdiler? |
| 8. Güzelliğini ortaya çıkarmak, temsil etmek. 
Bu, seni ablandan daha şirin gösteriyor, emin ol! |
| 9. Herhangi bir biçimde değerlendirmeye yol açmak. 
Gerçekleri çarpıtarak gösteriyor. |
| 10. Görünmek, benzemek.  11. yardımcı fiil Etmek. 
İtaat göstermek. Dayanışma göstermek. |
| 12. mecaz Sert bir biçimde karşılık vermek. 
Anası da babasının küfürlerini tekrarlıyor, evde ona göstereceğini söylüyor, gözlerini açıyor, başını sallıyordu. |
| 157 kez sorgulandı Kaynak (29.03.2021-10.04.2021)
|
| Türkçe
1. isim Görülmek işi. 
Kadının tedrisi ve terakkisinde muhitin de büyük bir tesiri görülmeye başladı. |
| 3 kez sorgulandı Kaynak (15.06.2021-15.06.2021)
|
| Türkçe
1. isim Görmemiş olma durumu.  2. isim Görmemişçe davranış. 
Görmemişliği, açgözlülüğü sonra sonra ortaya çıktıkça ondan sıdkı sıyrılmaya başlamıştı. |
| 237 kez sorgulandı Kaynak (15.06.2021-15.06.2021) |
| |