Türkçe
1. Bir canlıyı, soluk almasına engel olarak öldürmek. 
Zavallıyı az kalsın gırtlağından yakalayıp boğacaktı.| Yakup Kadri Karaosmanoğlu |
|
| 2. El, ip vb. ile bir şeyi çepeçevre sıkmak.  3. Motorlu taşıtlarda fazla yakıt, motoru çalışmaz duruma getirmek.  4. Renkler uygun düşmemek. 
Koyu yeşil renk odayı boğdu. Bu renk seni boğmuş. |
| 5. mecaz Silik bir duruma getirmek, bastırmak. 
Galiba bunları dinlememek, duymamak için konuşuyorum; seslerini boğmak, bastırmak için durmamacasına gevezelik ediyorum. |
| 6. mecaz Tamamıyla kaplamak, sarmak. 
Ampulün kör ışığı, dükkânı alaca bir loşluğa boğmuştu. |
| 7. mecaz Peş peşe yapmak, bir kimseyi bir şeyin fazlasına eriştirmek veya uğratmak. 
Güllü'nün boynuna sarılan Cemile, kadının hafif çilli, tombul yanaklarını öpücüklere boğdu. |
| 8. mecaz Bir durumu başka bir durum yaratarak örtmeye çalışmak. 
Zaten durumun vahametini sezen müdürle hoca, işi gürültüye boğmak için Atatürk'e müfredat programına dair bir şeyler anlatmaya başladılar. |
| 9. mecaz Gelişmesine engel olmak.  10. mecaz Bunaltmak. 
Daha sıcak basmamıştı; güneş henüz yakmıyor, hava daha boğmuyordu. |
| 20 kez sorgulandı Kaynak (05.04.2021-05.04.2021)
|