| |
|
| |
fiil kökü Türkçe
8 kez sorgulandı
| alacak alınmak alış alışmak almaz |
| alışkan alışkın alışmış alışveriş | Türkçe
1. Bir şeyi elle veya başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. 
Sağ elinin çevik bir hareketiyle başındaki tülbendi çekip aldı. |
| 2. Satın almak.  3. Ele geçirmek, fethetmek. 
Fakat aldıkları yerlerin ahalisini Türkleştiremediklerinden bu büyüklük onların zayıf düşmelerine sebep olmuş. |
| 4. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. 
Çocuğu okuldan aldı. |
| 5. Birlikte götürmek.  6. İçine sığmak. 
Bu kavanoz iki kilo bal alır. Bu salon bin kişi alır. |
| 7. Kabul etmek.  8. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. 
Mektup almak. Haber almak. |
| 9. İçeri sızmak, içine çekmek. 
Gemi su alıyor. Fotoğraf makinesi ışık almış, film yanmış. |
| 10. Erkek, kadınla evlenmek. 
O sırada aldığı kadının babasının birçok yardımını görmüştü. |
| 11. Sürükleyip götürmek. 
Öküzü sel aldı, harmanı yel aldı. |
| 12. Kazanmak, elde etmek.  13. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. 
Soğuk almak. Ceza almak. |
| 14. Bürümek, sarmak, kaplamak. 
Burayı kötü bir koku aldı, durulamaz hâle geldi. |
| 15. Kısaltmak, eksiltmek. 
Ceketin boyundan almak. |
| 16. Yolmak, koparmak. 
Kaş almak. |
| 17. Temizlemek. 
Karyolanın altını süpürge ile al. |
| 18. İçeri girmesini sağlamak. 
Sevdiği delikanlıyı gece evine almış. |
| 19. Tat veya koku duymak. 
Sigaradan hiç tat alamaz oldum. Burnu iyi koku alır. |
| 20. Örtmek, koymak. 
Paltosunu sırtına aldı. |
| 21. Yol gitmek, mesafe katetmek. 
O yolu bir saatte alırsınız. |
| 22. Çalmak. 
Cebimden saatimi almışlar. |
| 23. Soldurmak. 
Güneş perdelerin rengini aldı. |
| 24. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. 
Dalağını aldılar. |
| 25. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. 
Savcı yardımcısı gaza bastı, motor almadı. Bir daha bastı, yine almadı. |
| 26. Göreve, işe başlatmak. 
Yeni bir kapıcı aldı. |
| 27. Görevden, işten çekmek.  28. Başlamak. 
Üsküdar'a gider iken aldı da bir yağmur |
| 29. İçecek veya sigara içmek. 
Tadına bakmak için bir yudum aldım. |
| 30. Yutmak, kullanmak. 
İlaç almak. |
| 31. Kazanç sağlamak. 
Bir pantolondan beş yüz lira alıyorlar. |
| 32. Gidermek, yok etmek. 
İçine biraz su koy, tuzunu alır. |
| 33. Yer değiştirmek. 
118 kez sorgulandı Kaynak (03.02.2021-03.02.2021)
|
| Türkçe
1. sıfat almayan. 
271 kez sorgulandı
|
| Türkçe
1. sıfat Alışkın. 
Yol o denli bozuk, karanlık öyle koyuydu ki bir aralık şaşırıp şaşırmadıklarını bile sormuştu cipi süren arkadaşına ama o kararlı ve alışkan biçimde çeviriyordu sıkıca kavradığı direksiyonu. |
| 3 kez sorgulandı Kaynak (09.05.2024-09.05.2024)
|
| Türkçe
1. sıfat Bir şeye veya bir şey yapmaya alışmış olan; alışkan, alışmış. 
İki yandaki çarklar dar kafeslerinde birden uyanan alışkın ve müthiş deniz aygırları gibi hiddetli bir gürültü çıkararak kımıldandı. |
| 3 kez sorgulandı Kaynak (09.05.2024-09.05.2024) |
| Türkçe
1. isim Bir şeye alışmış olma durumu; alışkı, alışkınlık, alışmışlık, yordam, itiyat, huy. 
Yılların verdiği alışkanlıkla, kendimden emin konuşuyorum. |
| 2. isim, ruh bilimi, felsefe İç ve dış etkilerle hep aynı biçimde gerçekleşmesi sonucu beliren şartlanmış davranış. 
585 kez sorgulandı Kaynak (09.05.2024-09.05.2024) |
| |
|
|
| |
|
|