4. Sıkılması, çekinmesi, tutukluğu kalmamak. 5. Kuruluşlar ilk kez veya yeniden işe başlamak. 6. İşini gereğinden veya yapabileceğinden geniş tutmak. 7. Genişlemek, bollaşmak.
Ayakkabısı açıldı.
8. Delinmek, yırtılmak.
Pantolonun dizleri açıldı.
9. Sis, karanlık, duman vb. dağılmak, yoğunluğunu yitirmek.
Belki hava açılıyor.
Refik Halit Karay
10. Gereken güce ulaşmak.
Araç uzun yolda açıldı, hızı arttı.
11. Kıyıdan uzaklaşmak.
Ben yüzerken biraz fazla açıldım, kendimi Vardar'ın kuvvetli bir akıntısına kaptırdım.
Yahya Kemal Beyatlı
12. Kapı, yol vb. geçit vermek.
Yol açılmış, biriken vasıtalar sel hâlinde akmaya başlamıştı.
Haldun Taner
13. mecaz Sırrını, üzüntüsünü, sorunlarını birine söylemek.
Hiç kimseye açılmayarak yaşadığım bu altı ay beni bitirdi.
Peyami Safa
14. mecaz Herhangi bir konuyla veya sorunla ilgili olarak düşünce ve uygulamalarda yeni koşulların gerektirdiği değişiklikleri veya yenilikleri yapmak. 15. mecaz Yeni bir bakış açısı getirmek. 16. mecaz Ayrıntıya girmek.
1. isim Ölenin iyi niteliklerini, ölümünden duyulan acıyı dile getiren söz veya ezgi.
Bir ağıtla mendillerinin, yazmalarının ucuna düğüm attılar.
Lâtife Tekin
2. isim, mecaz Gelinin arkasından niteliklerini anlatan söz veya ezgi. 3. isim, edebiyat Ölen bir kimsenin gençliğini, güzelliğini, iyiliklerini, değerlerini, arkada bıraktıklarının acılarını, büyük felaketlerin acılı etkilerini dile getiren söz veya okunan ezgi, yazılan yazı; deme, sagu2, mersiye.
Tükenmez kalemin yer yer akıntısı lekelemişti kâğıdı.
Sevinç Çokum
3. isimAkım.
Bataklıklardan kurtulduktan sonra akıntıyı takip ederek bir köye giriyordum.
Ömer Seyfettin
4. isim Suyun akmasını sağlayan eğim.
Yan bölümlerin iki yöne akıntısı olurken çatının merkez bölümündeki akıntısı dört yöne sağlanmıştır…
Raif Vırmiça
5. isim Çam türü ağaçlarda bulunan reçinenin eriyerek akması olayı. 6. isim Sıvı yapıştırıcıların ağaç yüzeylerine gereğinden çok sürülmesi ile oluşan durum. 7. isim, tıp Hastalık sebebiyle vücudun herhangi bir yerinden sulu madde akması; sızıntı.
Ertesi sabah sol kulağımda ağrı ile beraber akıntı başladı.
1. isim Bir nesne veya olayı bir başkası ile ilgili kılan bağ; bağlılaşım.
Şairin şiirinde iç bağıntı vardır demek, şiire giren unsurlar, bir şiir mantığına göre birbirini tutar şekilde bağlanmışlardır demektir.
Memet Fuat
2. isim, biyoloji Organizmanın değişik yapı, özellik ve olaylarında görülen karşılıklı ilgi, bağlılık; korelasyon. 3. isim, jeoloji İki ayrı veri grubu arasında bulunan ilişki derecesinin ölçümü; deneştirme, korelasyon. 4. isim, felsefe Ancak bir arada düşünülebilen varlıklar arasındaki ilişki; görelik, izafet. 5. isim, felsefe İki veya daha fazla değişken arasındaki ilişki. 6. isim, felsefe Ancak bağlı bulunduğu temel kavramlarla birlikte düşünülebilen varlığın bu temel kavramla olan ilişkisinin niteliği; görelik, izafet. 7. isim, matematik İki veya daha çok nitelik arasında matematik işlemleri yardımı ile kurulan bağlılık veya eşitlik.
Bir dairenin `r` yarı çapı ile alanı arasında şöyle bir bağıntı vardır: S=? x r².
Mahkeme taraflar arasında bir bağıt münasebeti bulunmadığını ve belediyenin bu kullanma dolayısıyla bir zarara uğramadığını göz önüne alarak davayı reddetmiştir.
1. isim İki veya daha çok şey arasında konum, biçim ve belirli bir eksene göre ölçü uygunluğu, simetri. 2. isim, matematik Eksen olarak alınan bir doğrudan, benzer noktaları karşılıklı olarak aynı uzaklıkta bulunan iki benzer parçanın birbirine göre olan durumu, tenazur, simetri.
Yol o denli bozuk, karanlık öyle koyuydu ki bir aralık şaşırıp şaşırmadıklarını bile sormuştu cipi süren arkadaşına ama o kararlı ve alışkan biçimde çeviriyordu sıkıca kavradığı direksiyonu.
1. sıfat Başka bir şeyin istemine, gücüne veya yardımına bağlı olan, özgürlüğü, özerkliği olmayan, tabi1. 2. sıfat Bir kimseye veya şeye maddi veya manevi yönden aşırı bağlı olan. 3. sıfat Sigara, uyuşturucu madde vb. kötü alışkanlıklara aşırı derecede düşkün, müptela.